Site Aletleri


Yaratılış Mitleri

Mezopotamya’da Yaratılış

Mezopotamya’daki ülkelerin mitolojilerinde güneş ve ay tanrıları yaratıcı nitelikleriyle önem taşırken, Yunan mitolojisinde Güneş Tanrısı Helios (Grimal, 2012: 239) ve Ay Tanrıçası Selene (Grimal, 2012: 709) olarak adlandırılmaktadır. Gök Tanrı ve Tanrıçaları güneş ve ayın gümüş ve altın ışınlarıyla süslenerek tanrısal bir görünüşe sahip olarak parıldadıkları belirtilmektedir (Arda, 1999: 4). Değişik bölgelerde yaşamış olan ve birbirlerinden dağlar ile yalıtılmış olan geniş toplumlarda dil ve etnik ayrılıklara rağmen eski doğu dünyası insanları inanç ve efsaneler bakımından birbirlerine benzerlik göstermektedir. Eski Doğu devletlerini oluşturan Sümer, Hitit, Urartu, Asur, Ahamenid ve bu uygarlıkların etkilemiş olduğu komşu toplumların ortak özelliklerinden biri topluluklar arasındaki önemli ölçüde kültür benzerliği veya kültür yakınlaşmasının var olduğudur (Belli, 2012: 62). Evrenin yaratılışını anlamak, insanların dünya yaşamlarını veya öteki dünyadaki yaşamlarını iyileştirmek, tanrıların onayladığı ayin ve törenleri göstermek için birçok efsaneler anlatılmıştır. Tarihsel açıdan kesin doğruluk taşımamakla beraber tarihsel bir olayın sonucunda ortaya çıksın veya çıkmasın önemli dini değerlere sahiptirler. Birçok ayin (ritüel) tarihsel bir olayın sonucunda değil zaman içerinde toplumda yaygınlaşıp gelişerek ortaya çıkmıştır (Mutlu, 2016: 3).

Sümer mitolojisine göre söğüt ağacına benzeyen bir ağaç olan Huluppu adında bir ağaç vardır. Fırat Irmağı kenarına dikilmiş ve ağaç suyunu oradan almaktadır. Fakat güney rüzgârı o ağacı kökünden sökmüş ve ağaç nehir içinde sürüklenmeye başlamıştır. O esnada oradan geçen Gök Tanrıçası İnanna, ağacı alarak ana tapınağın merkezi olan Uruk’a getirmiş ve orada kendi bahçesine dikmiştir. Ağaca özenle bakarak onunla en iyi şekilde ilgilenmiştir. Bunun nedeni ise ağaç büyüdüğünde kendisi için iskemle ve sedir yapmayı düşünmesidir (Kramer, 2001: 69). Yıllar geçtikçe ağaç büyümekte ve olgunlaşmaktadır. İnanna ağacı kesmek istediğinde ağacın dibinde bir yılanın yuva yaptığını görmüştür. Ağacın tepesine de Zu Kuşu yavrusunu koymuş ve dallarına da harabe hizmetçi olarak belirtilen Lilit/Lilith3, evini kurmuştur. İnanna bu duruma çok üzülmüş ve bu durumu kardeşi olan Güneş Tanrısı Utu’ya anlatır. Bu esnada Sümer kahramanı Gılgamış, İnanna’nın ağlamasını duymuş ve yardım etmek istemiştir. Gılgamış, ağacın dibindeki yılanı öldürür. Bunu gören Zu kuşu da yavrusunu alarak dağa kaçmış ve Lilit de aynı şekilde harabelere geri dönmüştür. Gılgamış ile birlikte Uruklular ağacı kesmişler, iskemle ve sedir yapması için İnanna’ya sunmuşlardır. İnanna da Huluppu ağacının gövdesinden davul (pukku) ve tokmağına (mikku) benzer bir nesne yapmış ve Gılgamış’a ödül olarak vermiştir (Kramer, 2001: 72). Sümer mitolojisine göre bir zamanlar gök ile yer birliktedir. Gök ile yer ayrılmadan önce bazı tanrılar önceden vardır. Gök ve yer ayrılınca gök tanrısı göğü ele geçirmiştir. Yeri ele geçiren ise hava tanrısı Enlil’dir (Kramer, 2001: 81). Sümer mitolojilerinde amaç, tanrıların serüvenleri ve yaptıklarının anlatılmasının yanında aynı zamanda insanlara öneriler ve öğretilerde bulunmaktır (Arda, 1999: 4). Sümerlerdeki yaratılış olgusu, varoluşun devamlılığı için tanrıya bir can verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle yaratılış Marduk’un Tiamat’ı kurban etmesiyle başlamıştır. Marduk’un Tiamat’ı bir deniz canlısı veya kabuklusu gibi ikiye ayırarak bölmesi ve kozmos’un yer ve gök olarak ikiye bölünmesi yaratılışın başlangıcı olarak kabul edilmektedir (Bal, 2016: 1188).

Babil efsanelerinde geçen Sümer medeniyeti ve Asurlularda benzeri olan Dünyanın yaratılışı hakkındaki bir efsaneye göre yerin ve göğün olmadığı zamanlarda Sular Tanrısı Apsu, suyunu Tiamat’ın (düzensizlik ve kargaşa tanrısı) suyuna katmıştır. Bunun sonucunda tüm âlem meydana gelmiştir. Fakat Tiamat düzene ve evrene karşı olduğundan dolayı evreni yutmuştur. Böylece düzensizlik evrene tekrardan hâkim olmuştur. Bunun üzerine Marduk, Tiamat ile savaşmaya başlamıştır. Savaş sonrasında Marduk, Tiamat’ı öldürerek iki parçaya bölmüştür ve bir parçasıyla yeri diğer parçasıyla da göğü yaratmıştır. Bu nedenle yeryüzündeki kargaşa devam ederken Marduk, gücüyle yeri ve göğü eski kargaşalardan korumaya çalışmaktadır (Yıldırım, 2002: 23).

Mısır’da yaratılış ile ilgili birçok mit vardır. Bu mitlerden birine göre, ilk başlangıçta yalnızca su vardır. Sudan bir ada ortaya çıkmıştır. Bu ada ile birlikte yaşam başlamıştır. Bir diğer anlatıma göre, evren ilksel bir yumurtadan doğmuştur ve “Atum” adı verilen görünmez üstün tanrı, “Re” kudretli güneş tanrısıdır. Yer ile gök temel elementler olup kozmogonide4 yer almaktadır. Sonrasında teogoni5 gelerek Osiris, İsis, Seth gibi diğer tanrılar ortaya çıkmıştır. Mısır mitlerinde insanın yaratılışı tanrılar ve evrenin yaratılışı kadar önemli görülmemiştir. İnsan trajik biçimde Re’nin gözyaşlarından doğmuş ve Tanrı Re insanların yaşaması için yeri ve göğü yaratmıştır. İnsanlar Re’ye karşı gelerek hilelere başvurunca Re insanoğlunu yok etmeye karar vermiştir. Ancak çeşitli entrikalar nedeniyle insanoğlunu yok etmeyi başaramamıştır (Adam vd., 2015: 522).

Yunan mitolojisine göre öğrenilmek istenilen ilk şey dünyanın yaratılışıdır. Eski Yunanlılar bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadığı için tabiat olaylarını canlı bir varlık olarak düşünerek incelemeye başlamışlardır. Bu nedenle yeryüzü, gökyüzü ve sular birer tanrı olarak kabul edilmiştir (Can, 2015: 21). Uçsuz bucaksız bir karanlığı ihtiva eden bir Khaos vardır. Khaos, yaratılıştan önce var olan ilk boşluğun kişileştirilmiş halidir (Grimal, 2012: 368). Khaos’dan geniş göğüslü olan Gaia (yer) ortaya çıkmıştır. Gaia, dünyayı, yeri ve evrensel bir öge olarak toprağı simgelemektedir. Tanrı’dan ziyade kozmik bir varlıktır (Erat, 2006: 115). Sonrasında sevginin temeli olan, her şeyi birleştiren, çoğalma sembolü olan Eros doğmuştur. Eros Aşk Tanrısıdır. En eski teogonilerde yer ile birlikte doğmuş olan, Khaos’tan çıkma olan bir tanrı olarak da bilinmektedir (Grimal, 2012: 178). Khaos’dan Erebos (gece) doğmuştur. Erebos, yeraltındaki karanlığı ifade eder (Erat, 2006: 103). Bunların birleşmesiyle yerin üst tabakasının ışığı Aither ve yeryüzünün ışığı olan Hemera doğmuştur. Işığın meydana gelmesiyle yaradılış devam etmiştir. Khaos bunları meydana getirirken Gaia ölümsüzlerin yeri olan ve yıldızlarla dolu göğü yani Uranus’u doğurmuştur. Sonrasında ise yüksek dağları, ahenkli dalgaları olan denizi yani Pontos’u meydana getirmiştir (Can, 2015: 22). İlk insan bir Titan olan Prometheus tarafından balçıktan yaratılmıştır. Prometheus, kile şekil vererek ilk insanı yaratan kahramandır (Grimal, 2012: 667). İlk insanın vücudunu yapmak için balçığı su ile değil de gözyaşı ile yoğurarak yapmış ve ilk insanı yaratmıştır (Can, 2015: 26). Bu sebeple insan tabiatın en aciz varlığı olarak görülmektedir. Çıplaktır ve kendisini koruyabilecek ne aslan gibi pençesi ne de kuş gibi kanatları vardır. İlk insanlar kanlı etler ve çiğ meyvelerle beslenmektedirler. Elbiseleri olmadığı için bitkilerin yapraklarına sarılmaktadırlar. Ateşin faydalarını bilmedikleri için kendilerini güneş görmeyen mağaralara kapatmışlar ve mağaraların içine hayvanlar gibi sürünerek girmektedirler. Geceyi yine bu mağaralarda geçirmektedirler. Prometheus yaratmış olduğu insanlara acıyarak daha iyi yaşamaları ve kendilerini tehlikelerden koruyabilmeleri için hayvanlara karşı kullanılabilecek silahlar, toprağı sürmek için aletler elde etmeleri için insanlara maden işlemeyi ve ateşi vermeyi düşünmüştür. Ateşi bir armağan olarak vermiştir ama insanlar gurura kapılarak ilerde kendilerini tanrılar ile eşit tutmuşlardır (Can, 2015: 27). Prometheus’un çalarak verdiği akılı kendilerini tanrılar ile eşit tutmak için kullanan yalnızca erkeklerden oluşan insanlara Zeus bela olarak kadını göndermiştir. Zeus Hephaistos ve Athena’yı (Grimmal, 2012: 587) çağırmış ve kadını yaratmasını emretmiştir. Hephaistos balçığı su ile karıştırmış ve Afrodit’in vücudunu model alarak eşsiz güzellikte bakire bir kadın yaratmıştır. Kadının yaratıldığında kalbine ruh yerine bir kıvılcım koyulmuştur. Bu kıvılcım ile kadın hareket etmeye başladığında herkes ona kendisinden bir parça vermiştir. Bu nedenle kadına armağan anlamına gelen “Pandora” ismi verilmiştir. Herkes kadına armağanlar verirken Hermes kadının kalbine hıyanet ve aldatıcı sözler koymuştur. Zeus Pandora’yı, Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a gönderir ve Epimetheus Pandora’yı eşi olarak alır (Grimmal, 2012: 587). Zeus Pandora’ya esrarlı, bütün kötülükleri içinde barındıran bir kutu verir ve onu açmamasını emreder. Çünkü insanlığın geleceği kutunun açılıp açılmamasına bağlı olduğunu ve açılırsa insanların başlarına felaketler geleceğini söylemiştir. Kadın dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olduğunu merak ederek kutuyu açmıştır. Kutunun içerisinde olan hastalık, yalan, keder, riya gibi insanlığı felakete sürükleyen kötülükler etrafa yayılmıştır. Pandora pişman olup kutuyu kapattığında ümit/umut kutunun içerisinde kalmıştır. Bazı kaynaklarda Pandora kutuyu açtığında iyiliğin ve iyi şeylerin kutudan uçup gittiği pişman olup kutuyu kapattığında ise içerisinde kötülüklerin kaldığı ve bunun insanlık üzerine yayıldığı da ifade edilmektedir (Can, 2015: 31-33; Grimmal, 2012: 587). Âdem ve Havva’nın yaratılışı ile benzerlik gösterir. Fakat Yunan mitolojisinde kadın her belanın başlangıcı olarak görülmemiştir (Erat, 2006: 236). Zeus kadını ve kutusundaki felaketleri yeryüzüne göndererek insanlıktan öç almıştır (Can, 2015: 31-33).

Sümer, Babil, Mısır ve Yunan mitolojilerinden farklı olarak Mitraizm, Hindistan ve İran’da etkisini yüzyıllarca sürdürmüş olan ve iki toplumunda kutsal kitaplarında yer almaktadır. Köken olarak İran kaynaklı olan Mitra, (Aydın, 2003: 193), Arilere ait bir ışık tanrısıdır (Kızıl, 2013: 26). Roma İmparatorluğu’nda tapınılan, güneş ile özdeşleştirilen bir tanrı olarak belirtilmektedir. Mitra hem Avesta’da6 hem de ilk Vedalarda7 bulunmaktadır (Aydın, 2003: 193). Mitraizm ile ilişkilendirilen kaynaklarda sahnelerin en dikkat çekici yanı Tanrı Mitra’nın boğayı öldürme sahnesidir. Boğanın öldürülme sahnesi verimlilik; boğanın kanı, tanrının toprağı canlandırması ve başağı üretmesi yaratılış miti ile ilişkilendirilmektedir. Yaratılış mitine göre, dünyanın sonu geldiğinde başka bir boğa kesilerek kurban edildiğinde tanrı (kurtarıcı) ve yeni hayat kurbanın karnından doğacaktır (Aydın, 2003: 194).

Eski Ahit Ve Yeni Ahit Kaynaklarında Yaratılış

Tevrat’ın Genesis (Tekvin) bölümünde başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yaratmıştır. Tanrı’nın kâinatı yarattığında yer ıssız ve boştur. Okyanus karanlıkla kaplıdır ve Tanrı’nın ruhunun suların üstünde hareket etmektedir. Tanrı ışığı yarattığı zaman ışığın iyi olduğunu düşünerek ışığı karanlıktan ayırmış ve gece ile gündüzü meydana getirmiştir. Akşam ve sabah olmuştur ve ilk gündür. İkinci günde, göğü ve suları birbirinden ayırmıştır. Üçüncü günde, denizleri ve karaları birbirinden ayırarak karalar üzerinde çeşitli bitkiler yaratmıştır. Dördüncü günde, günler, aylar ve yılların belirlenmesinden sonra iki büyük ışık olan gündüze hükmeden güneşi ve geceye hükmeden ayı yaratmıştır. Yıldızları da güneş ve ay ile birlikte yaratmıştır. Beşinci günde, denizlerde deniz canlılarını, gökyüzünde gök canlılarını, kara hayvanlarını ve insanı yaratmıştır. Denizlerde ve karadaki hayvanlara çoğalmaları için kutsamıştır. Altıncı günde, Tanrı gökleri, yeryüzünü ve içindeki tüm canlıları yarattıktan sonra, insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratmıştır. Tanrı ilk insan çiftini kutsamıştır. Üreme yoluyla yeryüzünde çoğalması, yeryüzü ile yer ve göklerdeki canlılar üzerinde hâkimiyet kurması emredilmiştir. Yiyecek olarak yerin bitirmiş olduğu her bitki, meyvesi olan her ağaç kendilerine sunulmuştur (Tevrat/Tekvin BAP 1, 2005: 1-2). Yedinci günde Tanrı yapmış olduğu işi bitirmiş ve istirahat etmiştir. Tanrı yedinci günü kutsamıştır çünkü bütün işlerinden o gün istirahat etmiştir (Tevrat/Tekvin BAP 2, 2005:

Tevrat’taki yaratılış hikâyesi şöyledir; Tanrı ilk insanı ya da ilk Âdem’i topraktan şekil vererek ve burnuna hayat nefesi üfleyerek yaratmıştır. Sonrasında doğu tarafında Aden’de bahçe yaparak orada topraktan meyve veren güzel görünüşlü ağaçlar bitirmiştir. Tanrı hayat ağacını ve iyiyi ve kötüyü bilme ağacını bahçenin tam ortasında yaratmıştır. Bahçeyi sulama için Aden’den bir ırmak çıkmıştır. Irmak bölünerek dört kola (Pişondur, Gihon, Dicle ve Fırat ırmakları) ayrılmıştır. Tanrı, bahçenin korunması ve bakımı ile ilgilenmesi için yaratmış olduğu Âdem’i yetiştirmiştir. Bahçedeki bütün ağaçlardan yiyebileceğini ancak iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yerse öleceğini bildirmiştir. Tanrı sonra Âdem’in tek başına olmasının iyi olmadığını düşünerek onun için uygun bir yardımcı yaratmaya karar vermiştir. Ayrıca her cinsten hayvanlar yaratmıştır. Âdem bu yaratılan hayvanlara isim vermiştir. Hayvanların her birinin adını ne koydu ise hayvanlar o isim ile anılmaktadır. Fakat Âdem için uygun bir yardımcı bulunamamaktadır. Bu durum üzerine Tanrı Âdem’e derin bir uyku verir ve Âdem uykudayken Tanrı Âdem’in kaburga kemiklerinden birini alarak kadını yaratmıştır. Âdem, kadın kendisine verildiğinde kemiklerinden ve etinden olduğu için kadına anne babasından daha çok sıkı bağlanacağı ifade edilmiştir. Ayrıca Âdem ve kadının çıplaktır ve utançları yoktur (Tevrat/Tekvin BAP 2, 2005: 2-3). Kadın yaratıldıktan sonra Tanrı’nın yaratmış olduğu tüm kara hayvanlarının içerisinde en hilekâr olan yılan, kadına bahçedeki ağaçlarla ilgili olarak yasak hakkında soru sorar. Kadın her ağaçtan yiyebileceklerini fakat Tanrı’nın bahçenin ortasındaki ağaçtan yemeyi ve ağaca yaklaşmayı yasakladığını anlatır. Bunun üzerine yılan kadına eğer ağaçtan yerlerse ölmeyeceklerini ve eğer yerlerse tam tersi gözlerinin açılarak iyi ve kötüyü ayırt etmede Tanrı kadar iyi olabileceklerini anlatmıştır. Kadın ağacın güzel ve hoş olduğunu, insanı anlayışlı yaptığını düşünerek ağacın meyvesinden yer ve kocasına da vererek ona da yedirir. Böylece birden gözleri açılır ve çıplaklıklarını fark ederler. İncir yapraklarından kendilerine örtü yaparlar. Tanrı’nın geldiğini görünce ağaçların arasına gizlenmişlerdir. Tanrı, Âdem’in yasak meyveden yediğini öğrendiğinde sorgulama başlamaktadır. Âdem, meyveyi kadının kendisine verdiğini söylemiştir. Kadın kendisini yılanın kandırdığını söylemiştir. Tanrı yılana, kadına ve Âdem’e cezalarını bildirmiştir. Yılanın cezası; lanetlenerek karnının üzerinde yürümek, ömrü boyunca toprak yemeye mahkûm olmak ve kadın ile kendi arasına ve zürriyetleri arasına düşmanlık konmasıdır. Kadının cezası; doğum ve gebelik acılarının artırılması, kocasına meyletmesi, gönül vermesi ve kocasının kendisine hâkim olmasıdır. Âdem’in cezası; Tanrı’nın yasağını çiğnediği ve karısının sözünü dinlediği için toprağın kendisinden dolayı lanetlenmesi, yiyeceğini topraktan zahmet ile elde etmesi ve tekrardan toprağa dönene kadar alın teri ile ekmeğini kazanmasıdır. Âdem karısına yaşayan anlamına gelen Havva ismini vermiştir. Tanrı, Âdem’i ve Havva için deriden bir kaftan yaparak giydirmiştir. Tanrı, iyilik ve kötülük ağacından yiyen Âdem’in iyiyi ve kötüyü bilmede kendisi gibi olduğunu ifade eder. Tekrar bir hata yapıp hayat ağacına uzanarak ebediyete ulaşmasın diye Tanrı Âdem’i Aden bahçesinden kovmuştur ve hayat ağacı için Aden bahçesinin dört yanını her tarafa dönen kılıçlar yerleştirmiştir. İnsanlığın yeryüzü macerası başlamıştır (Tevrat/Tekvin BAP 3, 2005: 3-4). Yeni Ahit kaynaklarında ilk insanın yaradılış ile ilgili bilgi bulunmamakla beraber İsa’nın yaratılışı özel olarak ele alınmış ve mucizevi olaylara etraflıca değinilmiştir. Matta İncil’inin başlangıcında yaratılış hakkında bilgi verilmemiştir. İncil İbrahim oğlu, Davud oğlu, İsa Mesih’in kitabı olduğu belirtilmiştir. İbrahim’den Davud’a kadar olan on dört nesil olduğundan bahsedilerek başlar ve Matta İncil’i Meryem’den İsa Mesih’in doğumunu konu almıştır (İncil/Matta BAP 1, 2005: 1). Markos İncil’ine göre İsa Tanrı’nın oğludur. Günah çıkarma ve vaftiz edilmeyi konu almıştır. Markos İncil’inin başlangıcında İsa’nın İncili anlatmasından bahsedilir (İncil/Markos BAP 1-2, 2005: 45-47). Luka İncil’i Zekeriya’ya kısır ve yaşlı eşinden doğacak bir oğul müjdesi ile başlamaktadır. Bakire Meryem’e gebe kalacağı ve doğacak çocuğunun adının İsa olacağı bildirilmiştir. Doğacak çocuğun büyük olacağı ve ona Tanrı’nın oğlu olarak bilineceği söylenmiştir (İncil/Luka BAP 1, 2005: 72-73). Yuhanna İncil’ine her şey bir söz ile başlamıştır. Başlangıçta Tanrının kontrolündedir. Her şey söz ile olmuştur. Allah tarafından gönderilmiş bir adam ortaya çıkmıştır ve adı Yahya’dır. Tanrıyı hiç kimse görmemiştir. Ancak oğlunun bildirdiği kadar bilinmektedir. Yahya, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunu bildirmiştir (İncil/Yuhanna BAP 1, 2005: 118-119). Yeni Ahit kaynaklarında yaratılış kavramları detaylı olarak belirtilmemesine rağmen Katolik inancın benimsemiş olduğu “Lekesiz Gebelik” öğretisinde İsa’nın lekesiz olarak anne rahmine düşmesinin yanı sıra Meryem’in de annesinin rahmine lekesiz olarak düştüğü belirtilmektedir. Ayrıca Meryem’in Havva’dan önce lekesiz gebelik için seçildiği ve “İlk Günah” olarak ifade edilen günahtan arınmış olarak doğmuş olduğu inancı hâkimdir. Lekesiz gebelik sahnelerinde yılana benzer bir yaratığın veya şeytanın Meryem’in ayakları altında tasvir edilmesinden dolayı itaatsizliğinden dolayı ilk günahı işleyen Havva’nın yerine geçen “Yeni Havva”yı temsil ettiği düşünülmektedir (Tükel ve Arsal, 2014: 219-220).