Popol Vuh

Popol-Vuh (Kiçece Popol Wuj /poˈpol wuχ/), Mayaların Klasik Kiçece kaleme alınan kutsal kitabıdır. Adı “zamanların kitabı” ya da “olayların kitabı” anlamına gelen Popol-Vuh, Mayalarda kadim zamanlardan beri aktarılagelmiş sözlü geleneğin yazıya geçirilmesiyle oluşmuştur. 18. yüzyılda rahip Francisco Ximenez tarafından İspanyolcaya çevrilmiştir. Kitapta Evren, tanrı, Evren'in oluşumu, Dünya çağları, Evren'deki ilkeler, inisiyasyon vs. hakkındaki bilgiler sembolik bir anlatımla sunulur.

El yazması kitabın birinci kısmı yaratılış konusunu içerir. İkinci kısımda ise Hunahpú ve Ixbalanqué adlarındaki ikiz kardeşlerin hikâyesi bulunur ki bu hikâye, inisiyasyon sınavları ve aşamaları sürecinin sembolik anlatımı olarak yorumlanır.

Bu kitapta anlatılanlar ilk defa 16.yüzyılın ortalarında kaleme alınmıştır;o güne dek de ağızdan ağza anlatılarak nesiller boyu korunması sağlanmıştır.

1700'lü yıllarda, Katolik bir misyoner Popul Vuh'u İspanyolcaya çevirdi. Maya dilini akıcı bir şekilde konuşabiliyordu. Kızılderilileri, eski tarihleri göstermeye ikna etmeyi başarmıştı. İspanyol metin, yaklaşık 150 yıl boyunca gözlerden uzak kaldı. 1850'lerde, Guatemala City'deki San Carlos Üniversitesi'nin kitaplığında bulundu ve ilk olarak 1857'de Viyana'da basıldı.

Popul Vuh, edebî olarak “harika” tanımlaması yapılan eserlerden biriydi. Destanın yaratılış söylenleri anlatan bu parçasında Hıristiyanlık etkisi görülmektedir. Kitab-ı Mukaddes'i okuyanlarımızın hemen anlayacağı gibi, destan ilk bölümlerle benzerlik gösterir. Bu destan, tanrıların yaratmak istediği insanlar ve diğer yaratılış söylenleri açısından ilginçtir.

Maya evreni insanlığın ortaya çıkmasından önce, pek çok evrenbilimde olduğu gibi bir başlangıç denizi ile başlamaktadır.Popol Vuh şöyle başlar: 'Şimdi o hâlâ dalgalanmaktadır…hâlâ uğuldamaktadır…hâlâ içini çekmektedir…ve gökyüzünün altında boştur.'

Çevirmen Dennis Tedlock bu sahneyi bir tür 'beyaz gürültü' olarak nitelendirmiştir-bu sesten önce gelen bir sestir. Yalnızca deniz ve gökyüzü tanrıları vardır.Onlar toplu olarak Gölün Kalbi ve Denizin Kalbi olarak adlandırılmıştır. Onlar gökyüzünün kalbi ile birleşerek Fırtına,Yenidoğan Şimşek ve Ani Şimşek olarak adlandırılan ilk gökyüzü Tanrısını meydana getirmiştir.

Sonrasında su ve gökyüzü tanrıları,yirminci yüzyıl biyologlarının 'başlangıçta var olan çorba' olarak tanımladıkları bir kara ve yaşantı yaratma konusunda anlaşmışlardır:okyanuslarla kaplanmış olan dünya üzerine şiddetli şimşekler çaktığı zaman ilk aminoasitler oluşacaktır.Böylece kozmik ayırım meydana gelir.Daha önceden var olan yapılar ortaya çıkmaya başlar.

Daha sonrasında güneş,ay ve yıldızların tohumu ekilecektir: antik Mayalılar bunu tokum ekmek olarak nitelendirmiştir,çünkü onlar toprakta birşeyin yetişmesi için yapılan tohum ekme olayı ile bağlantılar kurmuştur.Onlar göksel yapıların da dünyada tohumları ekildikten sonra meydana geldiklerini ve sonrasında dünyadan ayrılarak gökyüzüne çıktıklarını düşünmektedir.

Antik Maya sanatçıları gökyüzü olarak iki başlı bir yılan resmi yapmışlardır.Burada gökyüzüne yükselmeden hemen önceki Venüs sembolü kullanılmıştır.Maya evrenbiliminde dünya temelinde sürüngen bir dünya canavarı olan ve timsah ve jaguar sütunları ile desteklenmiş bir gökyüzü resmi çizmiştir. Her gece güneş dünya canavarı tarafından tüketilmekte ve yerin altına doğru hareket etmektedir.

Venüs ve Güneş(Popol Vuh'ta ikiz çocuklar olarak nitelendirilmişlerdir) her şafak vakti ikizlerin peşpeşe doğmaları gibi ,birbiri peşi sıra tekrar ortaya çıkmaktadır.Anthony Aveni'ye göre, iki başlı gökyüzü yılanı görüntüsü ufukta yukarıda Venüs'ün,aşağıda ise Güneş'in bulunduğu hayali bir çizgi ile birleştirilmesinin bir grafik betimlemesi olarak ortaya çıkmıştır. Venüs 'yeraltından ortaya çıkan kozmik canavarın on ucudur'. Gün ilerledikçe iki yapı gökyüzüne doğru hareket eder, alacakaranlıkta ise peş peşe batarlar. Popol Vuh tarih çizelgesine göre bu ikizler timsah deprem canavarı olan Zipacna ile mücadele içindedir.Bir dizi mücadeleden sonra ikizler hergün yeniden doğmaktadır.

Yeryüzünün altındaki sürüngen canavarlar bir bütün olarak ele alındığı zaman gökyüzüne hakim olan bir gökyüzü yılanı,timsah sütunları ile yeryüzü ile birleşmektedir.Bu birleşik yapı ile belki de dev yılanın bedeninin beslenmesi sağlanmaktadır.Mayalılar dünyasal düzlemin üzerinden ve altından büyük yılan yörüngeleri aracılığı ile güneş ve yıldızların geçtiğini görmüşlerdir.

Ancak insanoğlunun yaratılmasıyla birlikte çeşitli sıkıntılar ortaya çıkmaya başlamıştır.Bu durum Mayaların çok sayıda dünya varsayımına sahip olmuştur.

Popol Vuh'a göre;

Kukulkan : Mayalıllar'ın tüylü yılan şeklinde resmettikleri varlığın ismi; Aztekler ona Quetzalcoatl demişlerdir; bu varlık Çinliler'in mükemmel insanı simgeleyen,imparator ve bütün evrenin yaratıcısı olarak kabul ettikleri ejdarhaya çok benzemektedir.

Kukulkan Cennet ve Dünya'yı yarattıktan sonra,onu takdir eden ve yaradılışı yücelten hiçkimse olmadığını farketti ve ilk olarak hayvanları; kuşları,geyikleri,jaguarları ve yılanları yaratmıştır.Onları ormanın üzerinde gözetleyici olmaları ve yaratımlarını korumaları amacıyla ilk olarak yaratmıştır.Ancak hayvanlar Tanrının isteğini yerine getirememişlerdir;onlar hiç konuşmamaktadırlar,dolaysıyla övgüler yağdıramamaktadırlar ve Tanrı bunun farkına vardığı zaman hayvanları yalnızca yenilebilecek varlıklar olarak belirlemiştir.

Bu durumda Tanrılar yeniden denemeye girişmişlerdir.Bu kez onlar kilden bir varlığı ortaya çıkarmışlardır.Ancak kil yumuşaktır ve bir arada durmamaktadır.Tanrılar onun dağılmaya başladığını gördükleri zaman onun yürüyemeyeceğini ve çoğalamayacağını anlayarak yaratımlarını terk etmişlerdir.

Üçüncü yaratımda Tanrılar daha katı birşeye gereksinim duyduklarına kara vermişlerdir.Onlar tahtadan yaratımlar yapmışlardır.Bu prototipler insana benzemektedir,insanlar gibi konuşmaktadır ve insanlar gibi çoğalabilmektedir fakat onlar duygulara sahip olamamışlardır,düşünememişlerdir ve hepsinden kötüsü kendilerini yaratanları hatırlayamamışlardır(onlar kendi tanrılarına tapmamışlardır).Tahta adamların dünyada çoğalması üzerine tanrılar bir tufan ile onları yok etmişlerdir.Onlardan geriye hiçbirşey kalmamıştır ve böylece üçüncü yaratım da sona ermiştir.

Ve şöyle bir şiir(inanç) da vardır:

Ağaçtan yapılmış insanlar ormana serpildi
Yüzleri ezilmişti
Maymuna döndüler
İşte bu nedenle maymunlar bu derece insana benzerler
Onlar, İnsanın tasarımından geride kalanlardır.

Ancak Tanrılar denemekten vazgeçmemişlerdir. Hata yapa yapa istedikleri insan şeklinin nasıl yapılabileceğini öğrenmişlerdir. Dördüncü ve son yaratımda, et için mısır, kan için su kullanmışlardır. Sonuçta yürüyen ve tanrılara tapınan ilk gerçek insanoğlu ortaya çıkmıştır. Ancak bir sorun vardır:insanlar fazlasıyla akıllıdır. Popol Vuh'ta belirtildiğine göre “Onlar mükemmel bir şekilde görmekte, gökyüzünün altındaki herşeyi mükemmel bir şekilde bilmektedir. Onlar baktıkça sahip oldukları bilgiler daha da derin olmaktadır.” Tanrılar rekabeti sevmedikleri için onların güçlerini köreltmiş…ve onların yetilerini sınırlamışlardır.