Çingene Mitolojisi

  Mitoloji

İlyas, Ahav’a göksel mesajı ilettikten sonra Tanrı’nın emriyle Ürdün Nehri’nin ötesindeki Kerit Vadisine sığınmış ve orada kargalar tarafından beslenmiştir. Kuraklıktan dolayı nehir kuruyunca Tanrı tarafından Sayda’nın Serapta kentine gönderilen İlyas, oradaki dul bir kadının az miktardaki yiyecek stoku aracılığıyla iki yıl boyunca beslenmiştir. Bu süre zarfında dul kadının oğlu ölmüş ve İlyas tarafından diriltilmiştir (1 Krallar 17:2-24).

Bu iki yıl süresince ülkede şiddetli bir kıtlık egemen olmuştur. İnziva ve göreve hazırlanma döneminin sonunda Kral Ahav’ın atları için otlak bulmaya gönderdiği saray sorumlusu Ovadya ile karşılaşan İlyas, Ovadya’dan Ahav’a gitmesini ve ona “İlyas burada” demesini istemiştir. Gelip İlyas ile buluşan Kral Ahav, onu İsrail’in sorun çıkarıcısı olmakla suçlayıp terslemiştir. O zaman Baal’in mi yoksa İsrail’in Tanrısı YHVH’nin mi gerçek Rab olduğunun anlaşılması için kurbanların herkesin gözü önünde topluca sunulması fikri önerilmiştir. Bu uygulama Karmel Dağı’nda gerçekleştirilmiş ve sunu törenini izleyenler bir mucize aracılığıyla Baal’in sahte Rab ve İsrail’in Tanrısının da gerçek Rab olduğundan emin kılınmışlardır. Baal’in peygamberliğini yapan kişiler İlyas’ın emriyle öldürülmüşlerdir.

Çingeneler inanç olarak, bulundukları ülkelerinin dinlerini kabul ediyor gözükmektedir. Ancak bütün dünya çingenelerinde genel olarak bulundukları ülkelerin dinlerini kabul etmekle birlikte, bu dinlere karşı oldukça lâkayt kaldıkları yahut bu dinleri sadece görece kabul ettikleri ileri sürülmektedir. Prosper Mérimée meşhur romanı Carmen’de bu konuya temas ederek şöyle demektedir: “Kıptî seciyesinin şayanı hayret bir diğer noktası da, onların din hususundaki lakaydiliğidir… Bulundukları memleketlerin dini onların dinidir! Onlar memleket değiştirdikçe din de değiştirirler”. Bununla birlikte bulundukları ülkelerin dinlerini gerçekten kabul edip, hayatlarını inandıkları bu dinlere göre tanzim edenlerin olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Avrupa çingenelerinin Hıristiyan oluşu gibi, Türkiye çingeneleri de Müslümandır. Aralarında İslâm’ı gönülden kabul edip, bu dinin emir ve yasaklarına uyanları olmakla birlikte, kendi geleneklerindeki dini inançları yaşatanların sayısı da az değildir. Bizim buradaki amacımız, çingenelere yeni bir din ihdas etmek değil, bilakis onların bilmeden ya da bilerek geleneklerinde yaşattıkları inancın ne olduğunu ortaya koymaktır.

“Eski literatürlerde Cingeneler’in inanç ve dinine ayrılmış olan bölümler, monoton bir biçimde tekrar edilen şu iki düşünceyle sınırlıdır. Buna göre Çingeneler’in herhangi bir dini yoktur ve olsa olsa misafir oldukları halkların dinine görünüşte uyum gösterirler. Bir de Romanya ve Macaristan’da yaygın olan bir fıkra vardır ki, o da vaktiyle Çingeneler’in kilisesinin domuz yağından inşa edilmiş ve daha sonra köpekler tarafından yenmiş olduğudur.
Bunun nedeni ise, geçimini daha ziyade hırsızlık ve dolandırıcılıktan temin eden bir halkın hiçbir inanç ve ahlaka sahip olamayacağı yolundaki önyargının dışında, esasen Çingeneler’in çekingenliğinde yatmaktadır. Onların ‘dinsiz’ oluşu, misafir oldukları halkların kendilerine zulmetmesine ve bu nedenden ötürü kendilerine zorunlu olarak sağlam inançlı birer Hıristiyan ya da Müslüman süsü vermelerine yol açmıştır. Bu tarihsel ve sosyal-dinsel koşullar, Çingeneler’in aşırı, hatta neredeyse tabu diyebileceğimiz bir dikkat ve ürkeklikle dışarıdan herhangi bir kimseye kendi toplumsal ya da düşünsel, özellikle de dinsel gelenekleri konusunda açılmaktan sakınmalarının önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Çingeneler’in bir yazı diline sahip olmadıkları hususunu da göz önünde bulundurursak, -ki bu Çingeneler’in özbilincinde büyük rol oynayan ve neredeyse bütün kavimlerde değişik efsanevi ve söylensel tasarımlarda yer alan bir olgudur-, eldeki kaynakların görece az ve sınırlı oluşuna daha fazla şaşırmamak gerekir. Ayrıca, Çingeneler üzerine yapılan araştırmaların özellikle başlarında, bilimsel ilginin tek taraflı olarak dil konusuna yönelik oluşu ve son zamanlarda yapılan araştırmaların da daha çok sosyoloji ağırlıklı oluşu, araştırmamızın konusu açısından bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır.
Çingeneler’in söylensel ya da söylene benzer sözlü geleneklerinin ortaya çıktığı zamana ve geldikleri yere bakıldığında, bunların birbirinden bir hayli farklı öğelerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Kavimler eski gelenekleri farklı farklı ölçülerde devam ettirmişlerdir; ayrıca bir kavimde belli bir söylensel öğenin bulunmasından, bu öğenin başka kavimlerde de bulunacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Genel olarak Doğu Avrupa’da, özellikle Balkanlar’da yaşayan kavimlerin, Batı ve Orta Avrupa’da yaşayan kavimlere oranla geleneklerini daha iyi korudukları kabul edilmektedir. Aynı şekilde, sözlü gelenekler sadece göçer Çingeneler tarafından devam ettirilmektedir; yerleşik Çingeneler ise, bu geleneklerden ve dillerinden kısa bir süre içinde uzaklaşmaktadır.
Dolayısıyla, Çingene halkının başlangıçta ortak malı olan ilksel söylenlerin sayısını ve bunların neler olduğunu saptamak pek mümkün değildir. Eldeki söylenleri şöyle kabaca sınıflandıracak olursak, Hıristiyanlık öncesi döneme ait ve Hıristiyanlık dönemine ait söylenler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Böylece, söylenler arasında kendiliğinden kronolojik bir ayrım da yapılmış olur. Hıristiyanlık öncesi döneme ait sözlü gelenekler, Hindu mitolojisini anımsatan az sayıda ve kısmen yalnız etimolojik öğe (Tanrı; İstavroz; Tufan; Köpek; Dağ Kültü), Aboriginler sözlü gelenekleriyle olan tek tük benzerlikler (Dünyanını Yaratılışı…) ve yaygın Hindu İnancında var olduğu saptanmış bir gelenek olan ağaç evliliğini (Ağaç kültü) içermektedir. Evrendoğum söyleninin saptanabilen öğeleri, Hint Aborigin Kavimlerinden olan Bhil ve onlara komşu olan Gondlara (Dünyanın Yaratılışı…) ait sözlü geleneklerle açık seçik bir biçimde benzerlik göstermektedir. Bu ise, Çingenelerin Hindistan’ın kuzeyinde Hindu-Racastanca dilinin konuşulduğu bölgeden çıktıkları yolundaki varsayımla örtüşmektedir. Diğer başka tasarımlar ise bağımsızdır ve görünüşe bakılırsa, Hint sözlü gelenekleriyle olmadığı gibi, başka ülkelerin gelenekleriyle de ilgisi yoktur. Örnek olarak şu sözlü gelenekleri sayabiliriz: Yer ve Gök ya da Yıldızlar, özellikle de doğa ruhları ve Hastalık Cinleri’ne ilişkin, zengin ve barbarlara özgü rengarenk bir görünüme sahip tasarımlar. Doğa ruhları ve Hastalık Cinleri konusundaki bu tasarımlar, batıl inanç niteliğine sahip çok sayıda uygulamayı da kapsamaktadır (Hagrin; Köpek İnsanlar; Hastalık Cinleri; Loholičo; Mašurdalo; Mulo; Nivaši; Phuvuš; Devler; Suyolak).
Çingeneler’in ruh ve cin inancı hakkında sahip olduğumuz bilgiler, genel olarak tek bir kişinin açıklamalarına dayanmaktadır. Bu kişi, Çingeneler’le uzun bir süre birlikte dolaşan, dolayısıyla onların güvenini tam anlamıyla kazanarak inançları, gelenek, görenekleri ve kavim yasaları hakkında geniş bilgi edinmiş olan Transilvanyalı Heinrich von Wlislocki’dir (1856-1907).
Wlislocki, yayımlamış olduğu kitap ve makalelerde de ele aldığı malzemeleri, Güneydoğu Avrupa, özellikle de Macaristan ve Romanya’da yaşayan Çingeneleri gözlemleyerek bir araya getirmiştir. İçinde, bu bölgedeki Çingenelere ait olmayan ve cinlerin adlarını içeren yalnızca iki kısa liste mevcuttur. Bu listelerden birincisi 1893 tarihli olup Polonya’daki Çingenelere aittir. Listelerden özellikle ikincisi kısa olmasına rağmen, Çingenelerin cin inancında yer alan temel figürlerin Doğu Avrupa ile sınırlı birtakım yeni oluşumlar olamayacağı ve nedensiz yere yakın zamana kadar hep şüpheyle bakılan Wlislocki’ye ait çalışmaların güvenilirliği konusunda değerli bir kanıttır.
Çingeneler’in Hıristiyanlık dönemine ait sözlü gelenekleri arasında, özellikle Hz. İsa’nın doğumu ve çocukluğunun anlatıldığı öykü ilginçtir. Bu öykü daha başka sözlü geleneklerle birlikte, henüz bu yüzyılın içinde Fransa’ya göçmüş bir Rumen Çingene kavmi olan Kalderaslar’ın (Kazancılar) lideri ve bütün bunları kaydeden Dominiken Peder R.P.Chatard von Zanko’ya 1955 yılında anlatılmıştır.
Bu öykü, apokrif Hıristiyanlığına özgü açık seçik göndermeler içermektedir ve büyük olasılıkla, Ortodoks Kilisesi’nde yaygın olan ‘Yakup’un ilk Yeni Ahiti’nin (Çingene İncili) ağızdan ağza aktarılması sonucunda bozulmuş ve kısaltılmış bir aktarımından başka bir şey değildir. Tek tük rastlanan ve Norveç’teki Çingeneler arasında var olduğu saptanmış bir kült olan Alako da, bu türden öğretilerin son ve zayıf bir yankısıdır. _Çingene İncili konusunda yalnızca Zanko’nun kayıtlarına başvurabiliyorken, özellikle Çingeneler’in Mısır’daki sözde kökenlerine ilişkin geleneğe bağlanan son dönem Çingene grubunda mevcut olduğu belgelenmiştir. (Kutsal Aile; Sara; Firavun; İstavroz). Özellikle Firavun Efsanesini, Çingenelerin kökenlerine ilişkin asıl bir söylen olarak nitelendirebiliriz.
Zanko tarafından aktarılan, Kalderašlar’a ait ‘Traditions’da –kapsam, içerik ve biçimlendirme açısından literatürde eşsiz olup, doğrudan Çingeneler’den bize ulaşan bu yegane yazılı belgede- başka başka gelenek katmanlarına ait öğeler çarpıcı bir bütün içinde sunulmuştur. ‘Traditions’, dünyanın Tanrı ve şeytan tarafından yaratıldığına ilişkin Wlislocki’nin de kaydettiği eski pagan döneme ait sözlü gelneek ve ilk insan çiftinin yaratılışı, ayrıca ilk günah konusundaki İncil kökenli sözlü geleneklerden az çok etkilenmiş olan öyküyle başlar. Bunu, Firavun Efsanesi’nin ayrıntılı bir aktarımı izler. Bu efsanede, ‘Pharavunure’lerin yaşamını yitirdiği fırtınalı met, ‘Birinci Dünya’nın sonunu hazırlayan bir çeşit (Tufan) olarak karşımıza çıkar. Kalderašların bakışıyla en önemli Çingene gruplarına göz attıktan sonra, ‘Yeni Dünya’nın önemli bir olayı olarak apokrif Hıristiyanlığındaki biçimiyle tanrısal çocuk öyküsü ele alınır. Zanko tarafından Çingenelerin İncili olarak nitelendirilen ve başı sonu olan bütünsel bir metnin dışında, ‘Traditions’ daha başka tek tük söylensel öyküler içerir (İstavroz, Proroe ve İlia; Devler; Yılan), fakat Wlislocki’nin söz ettiği o zengin cinler ve ruhlar alemine ait neredeyse hiçbir iz yoktur.
Asıl söylensel kaynaklar arasında M.J.Kuvanın adında bir Rus doktorun, 35 yıllık bir araştırma sonunda Çingene söylenleri konusunda bir araya getirmiş olduğu malzemeye değinmekte fayda var. Dr. Elysejev adında birinin 1882 yılında Rusça bir dergide yayımlanan yazısı, Baramy; Janrda; Laki; Matta; Anromori gibi bir dizi tanrı adı ve birkaç tane kısa öykü içermektedir. Bunlara başka hiçbir yerde rastlanmadığından ve de üstelik bu malzemeler kayıp olduğundan, Çingeneler konusunda uzman olan İngliiz J. Sampson’ın görüşü doğrultusunda, bunların birer hayal ürününden başka bir şey olmadığını kabul edebiliriz.
Güneydoğu Avrupa’da yaşayan Çingene kavimleri ile ilgili dinsel-söylensel alandaki bütün o sözlü geleneklerden, Batı ve Orta Avrupa’daki Çingene kavimlerinin çoğunda, ruhlarla ilgili karmakarışık inançların dışında başkaca pek bir şey kalmamış gibi. Bu ruh inancında ise, ölülerin ruhları ile ilgili öyküler (Mulo) önemli bir yer tutmaktadır. Kısmen yakın zamana kadar geçerli olan kavim yasaları ve gelenekleri, ölü defnetmek, at eti yemek gibi tuhaf tabular ile söylensel tasarımlar arasında açık seçik bir bağlantı kurmak olanaksızdır.”

Çingenelerin Dini İnançları

Anadolu ve Balkan yarımadasında Çingenelerin bir dini olduğuna inanılmamakta, yerleştikleri toplumun inancını paylaştıkları görüşü hâkimdir. Romanya ve Macaristan’da Çingenelerin kilisesinin domuz yağından yapıldığına ve köpekler tarafından yenildiği için kaybolduğuna dair bir inanış da bulunmaktadır. Gerçekte zengin bir kültür ve efsane dağarcığına sahip olan Romanlar yazılı dilleri olmadıklarından bunların çok azını günümüze ulaştırabilmiş, yaşadıkları ülkelerde zulüm ve baskıya uğradıklarından çoğunlukla o ülkenin dinini benimsemiş veya benimsemiş görünmüşlerdir. Romanların, yaşadıkları ülkelerin halklarından ödünçlediği pek çok adet ve efsanenin yanı sıra, Hıristiyanlık ve Müslümanlıktan önceki dönemlerine ait adetlerden hangilerini anavatanlarından getirdikleri çok net değilse de ‘Ağaç evliliği’ gibi Hindu kültüne ait adetleri ve Hint Aborijinlerinden Bhil ve Gondhalarınkine çok benzeyen yaratılış söylencelerini muhafaza etikleri kaydedilmiştir. Çingene tanrısı yaratıcı nitelikte ve insanlara karşı sevecen olmakla birlikte günahları affeden, ölümlerinden sonra insanları cezalandıran veya ödüllendiren bir varlık olarak düşünülmektedir. Ruhun ölümsüzlüğüne ve kaderciliğe inanan Çingeneler öte dünya ödüllerine aldırış etmemekle birlikte, cenaze törenini yemekli ve bayram havasında geçirmektedir. Bununla birlikte ölünün gömülmesinden bir yıl sonra ve 6 hafta boyunca süren Pomana adlı ağırbaşlı bir tören düzenlenmekte, ölüyle aynı yaştaki bir kişiyi süslenip hatta ölen kişi gibi davranması istenerek böylece ruhu başka bir yerlerde olan kişiyle dayanışılmaktadır.

Çingene Yaratılış efsanesi

Tanrı, büyükçe bir su birikintisinin içine bir sopa atar, sopa büyür ağaç olur. Dokuz gün sonra Tanrı ağacın altında oturan Şeytandan gidip denizin dibin-den kum getirmesini ister. Şeytan Tanrı’nın sözüne aldanıp kendi adını telaffuz edince kum onu yakmaya başlar ve dokuz boyunca kum çıkarmaya çalışırken yanmaktan simsiyah olur. Sonunda kendi adını söylemeden denizin dibinden kum çıkarır ve Tanrı bu kumdan dünyayı yaratır. Şeytan ağacın yakınından Tanrı’yı kovmaya çalışırsa da bunu başaramaz, büyükçe bir boğa tarafından beraberinde uzaklara götürür. Bu sırada ağacın yapraklarından insanlar aşağıya inip dünyaya yayılırlar.

Çingene Mitolojisi Sözlüğü

Alako Norveç Çingenelerinin inanışında bir tanrı adı olup, Dundra adıyla da bilinir. Babası Baro Devel (Büyük Tanrı) tarafından yeryüzüne Assaria’da Assas kentinde yaşamakta olan Çingenelere gelenek ve eski zaman bilgilerini öğretmek için gönderilmiştir. Görevini tamamlayan Dundra evi olan krallığı olan Ay’a yerleştiğinden alako (Fince Alakuu ‘Hilal’) adıyla anılmıştır.

Alako’nun yeryüzünde Türkler ve Hıristiyanlarla savaştığına ve Beng ‘Şeytan’ ile Gern’in ‘Hz. İsa’ amansız düşmanı olduğuna inanılmaktadır.

Ana Keşali adı verilen dağ ve orman perilerinin kraliçesinin adı olup Loholiço kralı ile evliliklerinden dokuz hastalık cini dünyaya gelmiştir.

Aşani Hagrin adlı iblis, bir ineğin sırtına binmiş olarak çocuğu olmayan bir adamın rüyasına girer ve ona ineğini kesip, etini yakıp külünü karısına vermesini, postu üzerinde karısıyla birlikte olmasını tavsiye eder. Adam, Hagrin’in tavsiyesine uyunca karısı bütün gün gülmekten başka bir iş yapmayan bir kız çocuğu doğurur. Kız, zengin bir erkekle evlenip ona çocuklar doğurur ama bir gün kocasının kırılan bacağına gülünce çocuklarıyla birlikte sokağa atılır. Kızın çocuklarından Aşani adlı Çingene kabilesi doğmuştur

< Çingenece aşani ‘gülen kız’

Ateş Kral Yer ve Gök’ün oğlu olan ateşin kişileştirilmiş formudur. Türkiye Çingenelerinin konakladıkları yerlerde yaktıkları büyük ateşlerin sırrı çözülemediği gibi Sırbistan Çingenelerinin ateşe büyük değer verdiği ve kirletilmemesi gerektiğine inandıkları kaydedilmiştir.

Aya tapınma Norveç Çingenelerinin inanışında Tanrı Baro Devel’in oğlu Alako ‘Hilal’ olarak kaydedilmiştir. Transilvanya Çingenelerine göre ise Yerin ve göğün 5 oğlundan birisi ve yıldızların babasıdır. Çarana adlı efsanevi dev bir kuşun, ayın büyümesi ve küçülmesini sağladığına inanılmaktadır. Kalderaş Çingeneleri ayın hilal zamanının uğur getirdiğine inandıklarından bu dönemlerde dua etmektedirler.

Balık Adamlar Eski Ahit’te anlatılan Firavun efsnesinin Çingene folklorunda değiştirilip zenginleştirilmiş bir varyasyonu olup Rus folklorundan ödünçlenmiş olabilir. Firavun’un askerleri Karadeniz’i geçmeye çalışırken (Eski Ahit’te Kızıldeniz) sulara gömülmüş ve Maçune Manuşa ‘Balık Adamlar’a dönüşmüştür. Denizde yaşayan bu yaratıklar zaman zaman ne zaman insan olacaklarını balıkçılara sorarak öğrenmek isterler, cevap alamayınca da fırtına çıkartıp, Firavun’un Çiganka adlı (Rusça Çiganka ‘Çingene Kadın’) Yahudi karısına lanetler yağdırırlar.

Baro Devel Norveç Çingenelerinin inanışında Tanrı anlamında kullanılan bir kelime olup sonradan Alako adını alacak olan Dundra’nın babasıdır.

Beng Çingenelerin şeytana verdikleri isimdir. Aynı zamanda sürekli yenilebilen bir savaş tanrısının da adı olup, ormanda yaşar ve geceleri kötülüğü yönetmektedir.

Beş Başlı Adam Transivanya Çingeneleri’nin inanışında rastlanılan, Avrupa folkloruna yabancı muhtemelen Hindistan kökenli bir karakterin (Şiva veya Brahma’nın avatarlarından birisinin) adıdır. Efsaneye göre Paskalya günü çalışan bir demirciyi suçüstü yakalamış ve adamı azarladığında, Çingene yedisi kör yedisi sağır, birisi sağlıklı on beş çocuğu olmasını özrü olarak bildirmiştir. Bunun üzere Çingene’nin evine giden Beş Başlı Adam, demircinin karısının süpürge örmekte olduğunu görmüş, kadın da çalışmasının mazereti olarak çocuklarını ileri sürünce onların sorunlarını çözeceğine söz vermiştir. Adam on dört çocuğun sağlığına kavuşması için sağlıklı olan küçük çocuğun kurban edilmesi gerektiğini söyleyerek çocuğu pencereden dışarı atmıştır. Bu sırada bir mucize olmuş dışarı atılan çocuk ölmemiş ama ağlamaya başlamış yedi sağır çocuk kardeşlerinin ağlamasını duymuş, yedi kör çocuk ise dışarı çıkarak kardeşlerinin sağ salim olduğunu görmüştür.

Boba Yaşadığı ülkenin zalim kralının sarayını, kökünden söktüğü büyük bir ağaçla yerle bir edip, kralı öldürdükten sonra tahta kendi geçip kraliçeyle evlenen, ülkeye medeniyet getiren bir devin adıdır.

Butyakengo Sırbistan ve Türkiye Çingenelerinin inanışında ölü ataların bir parçası olarak insanların vücudunda yaşamaya devam eden bir koruyucu ruhun adıdır. İnsanları hastalandıkları zaman terk eden bu ruhlar iyileştiklerinde sol kulaklarından girerek tekrar geri dönerler. Yaklaşan tehlikelere karşı çeşitli işaretlerle insanı uyarır, geceleri uyurken bedeni terk ederek kişinin evini ve mallarını korurlar. Butyakengo babadan en büyük oğula, anneden en büyük kıza geçmektedir.

Çarana Urmen Kraliçesi Matuya’nın hizmetinde olan, Ay’ın büyümesi ve küçülmesini (hilal, dolunay) sağlayan dev kuşların adı olup her gece aynı kadının (Keşali) göğsünden süt emebilirlerse 999 yıl yaşayacaklarına inanılırdı. Çaranalar, sekizinci sevgiliyi edinip mutsuzluktan sararıp solan Urmenlerin ölümlerini kolaylaştırmak için etlerini kemiklerinden sıyırarak Matuya’ya götürürler, kraliçede etleri Urmenlere hakaret eden insanlara atar, bu etleri yiyenler akıllarını kaybederdi.

Çiğnomanuş Transilvanya ve Polonya Çingenelerinin inanışında mağaralarda yaşayan baş parmak büyüklüğünde erkek ve kadınlardan oluşan bir halkın adı olup yüklü miktarda hazinenin koruyucusudurlar. Kışın ahırlara dadanıp ineklerin memelerini emer ama bu durum süt verimini artırdığından istenilen bir durumdur

< Çiğno ‘küçük’ (Slavca tikno) + Çingenece manuş ‘insan’

Çingene Laneti [Çingene Mitolojisi, Folklor] Çingenelerin yaşadığı pek çok ülkenin yerli halkının folklorunda (Özellikle Balkanlar ve Anadolu) Çingeneler tarafından lanetlenmenin ölümcül sonuçlarından bahsedilmektedir. Bizzat Çingeneler, toplum dışı göçebeler olarak yaşamalarını atalarının bir zamanlar işlediği büyük bir günaha bağlarlar. Efsaneye göre bir zamanlar yerleşik yaşarken (Hindistan’da?) ensest ilişkide bulunan kabile lideri ve taraftarları yurtlarından kovulmuşlar ve kudretli bir büyücü tarafından sonsuz dek yeryüzünde dolaşıp durmaları lanetine maruz kalmışlardır.

Çingene Vaftizi [Folklor] Doğumun arabada ya da çadırda değil de hangi mevsim de olursa olsun bir akarsu kenarında yapılıp doğduğu gibi çocuğu dere suyuyla vaftiz etme geleneğidir. Tüm kirleri temizlediğine inanılan nehir suyuna çocuğunu daldıran anne sessizce çocuğun adını telaffuz eder. Çocuğun vaftiz anası (ya da babasının) taktığı isim hiç kimseye söylenmeyerek zamanı geldiğinde çocuğun Azrail’i aldatması sağlanır.

Çovali, Laçe Rommi, Gule Rommi Doğaüstü özellik ve güçlere sahip kadınlara verilen isim olup, bu özellikeler doğuştan getirilebildiği gibi hiç erkek çocuk sahibi olmadan peş peşe 7 kız çocuk doğurarak da kazanılabilir. Çovaliler ölülerin ruhlarını görebilir, nazarlık ve tılsımlar yapabilir, cin kovabilir, hastalara şifa verebilir, saklı hazineleri bulabilir. Bir Çovali, güçlerinin sonraki kuşaklara aktarılabilmesi için ölünün ayakları dibine konulan suyu (Ruh banyo yapabilsin diye) içmek zorundadır. Büyücü kadınların yeni beceriler kazanmasının bir yolu ise Phuvuş ve Nivaşi adlı yaratıklarla düşüp kalkmalarıdır.

Dev Bkz. Maşurdalo

Devel, Del Yaratıcı tanrının adı olup, Sanskrit deva ‘tanrı’ kelimesiyle ilişkilidir.

Firavun Eski Ahit’te de İsrailoğullarının Kızıldeniz’i geçerek Firavun’dan kurtulması efsanesi Çingene sözlü geleneğinin temel öykülerinden birisi olup, Çingenelerin geçmişini Eski Mısır’a dayandırmaktadır. H. Carnoy ve J. Nicolaides’in Folklore de Constantinople (Konstantinopolis Folkloru) adlı eserinde bir afetin ardından hayatta kalan bir topal kadının biri kız biri erkek iki çocuğunun Çingenelerin ataları olduğu kayıtlıdır.

Grouya [Çingene Mitolojisi, Folklor] İstanbul Boğazı’nda bulunan Baro Gradoya ‘Büyük Kent’ şehrine medeniyet getirmek isterken sarhoş olup kentin sakinleri tarafından kuyuya atılan bir devin adıdır. Kendi kanıyla yazdığı bir pusulayı bir karga yardımıyla babasına gönderince baba oğlunu kurtarır ve kentte öyle büyük bir katliam yaparlar ki hükümdar kenti uygarlaştırmalarına izin verir.

Güneş Ağacı Transilvanya Çingenelerinin inanışında Güneş İmparatoru’nun ülkesinde bulunan, yaprakları yıldızlardan çiçekleri ay ve gezegenlerden oluşan bir ağacın adıdır. Bir masalda Güneş Kralın bu ağacın dalını tek gözlü bir insana hediye ettiği, o insanında bu dalı halkına ölümsüzlük kazandırmak için kullandığı kayıtlıdır.

Güneş Kral Yer ve Gök’ün oğlu olup adına ayinler yapılır, o da tutulan dilekleri yerine getirirdi.

Hastalık Cinleri Loholico kralı ile Periler Kraliçesinin evliliğinden doğan dokuz iblisin adıdır. Bu cinler, 19. yüzyılda sadece Türkiye ve Sırbistan Çingeneleri tarafından bilinirken, Transilvanya ve Macaristan Çingeneleri tarafından tanınmamaktaydı.

Bunlar:

Melalo ‘Kirli’: Gri tüyleri olan keskin pençeli bir kuşun adıdır. Uçarken etrafına hastalık, yoksulluk saçarak insanları keder, çılgınlık, hırsızlık ve cinayete iter.

Lili ‘Balgamlı’: Sümüksü balık görünümünde balgamlı hastalıklara (grip, dizanteri) yol açar.
Thulo ‘Şişko’: Dikenli bir küre formunda olup, hamile kadınların karnına sızarak sancılarını arttırmaktadır.
Tharidi ‘Ateşli’: Ufak ve tüylü bir kurtçuk görünümünde olup hamile kadınların karnına girer ve bıraktığı tüyler yüzünden ateşlenmelerine neden olur.
Şilali ‘Soğuk’: Sayısız ayağı olan beyaz bir fare formunda olup insanlarda soğuk titreme nöbetine sebep olur.
Bitoso ‘Oruçlu’: Çok başlı bir kurtçuk olup, baş ve mide ağrısına, iştahsızlık ve öksürüğe sebep olur.
Lolimoşo ‘Kırmızı Fare’: Kırmızı fare formundaki iblis egzama gibi cilt hastalıklarına sebep olur.
Minçeşkre ‘Kadının Bacak Arasından Gelen’: Tüylü bir böcek formunda olup geceleri uyuyanların üzerinde gezerek, frengi ve irinli şişkinliklere sebep olur.
Poreskoro ‘Kuyruklu’: HermAphrodite karakterli, dört kedi başlı, dört köpek başlı, kuş gövdeli, yılan kuyruklu formda tasvir edilip, toprağın altında yaşamakta, veba, koleragibi salgın hastalıklara sebep olmaktadır.
Juklanuş [Çingene Mitolojisi, Folklor] İnsan gövdeli köpek başlı yaratıkların adı olup, zamanında iyi insanlar olmalarına karşın cadı ve büyücülerin kurbanı olmuşlardır. Dağlarda gruplar halinde yaşar ve Loholiçolarla sürekli kavga ederler. İnsanlara karşı düşmanlık gütmedikleri gibi yardımseverdirler ve saçlarının bir teli tüm hastalıkları iyileştirebilir. Sis kralının üç altın elmasını nöbetleşe korumalarının yanı sıra kendi hazineleri de vardır. Bakire bir kız tarafından öpülürlerse tekrar insan haline dönüşeceklerine inanılır. < Jukle, jukel ‘köpek’ + manuş ‘insan’

Kara Kedi Günahkâr insanların Ölüler ülkesine gitmeden önce kara kedi biçimine girerek Rüzgâr Kralı’nın yönettiği Kedi Dağı adlı bir dağda cezalarını çektiklerine inanılmaktaydı.

Kedi Dağı Günahkâr insanların Ölüler ülkesine gitmeden önce kara kedi formunda cezalarını çektikleri, Rüzgâr Kralı’nın yönettiği bir dağın adıdır.

Köpek Beyaz köpeklerin ruhun vücudu terk etmesini, dolayısıyla ölümü kolaylaştırdığına inanılır bu yüzden Çingene kabileleri tarafından beklenirler. Yine beyaz köpekler kutsal dağların tepesinde bulunduğuna inanılan Ölüler ülkesinin bekçisidirler. Transilvanya Çingenelerinin inanışında Momorod ile Almas arasında yer alan dağda dört gözlü dişi bir köpeğin yaşadığına inanılmaktadır. Bu köpeğin dereden su içmesi neticesinde uzun süre yağmur yağacağına, köpeğin dışkısına basan kişinin şansının yaver gideceğine inanılmaktadır. Wlislocki, bu köpekle Hint tanrısı Şiva’nın Sarama adlı dişi köpeği arasında bağlantı kurmuştur.

Köpek İnsanlar Bkz. Juklanuş

Loholiço Şeytanın hizmetine girmiş kötü ruhlu insanların adıdır. Hizmet sürelerinin dolmasının ardından kıllı vücutlu, uzun kulaklı, çöp bacaklı, uzun kollu yaratıklara dönüşmektedirler. Loholiçoların topuklarındaki tüylerin yakılması tüm güçlerini kaybetmelerine sebep olmaktadır. Kadınları olmayan bu yaratıklar kaçırdıkları genç kızları idrarlarıyla kısrağa dönüştürür ve cinsel ilişki sırasında işkence ederek öldürürlerdi. Kralları kanatlı olup istediği yere rüzgâr hızında uçarak gidebilir ve periler kraliçesiyle evlidir. Kral, kraliçeyi perilerini (keşali) yiyeceği tehdidiyle evliliğe ikna etmiş, bu evlilikten insanlara musallat olan 9 hastalık cini doğmuştur. Hastalık cinlerinin dokuzuncusu olan Poreskoro’nun görünüşü kralı dehşete düşürmüş Ana kraliçe ile bir anlaşma yaparak 99 (ya da 999) yaşına basan Keşalileri adamlarına teslim etmeleri şartıyla ayrılabilecekleri sözünü vermişti.

Moşto İyi ve güzel olan her şeyin yaratıcısı olan tanrının adı olup Zerdüşt dinindeki Ahura Mazda ile örtüşmektedir. Moşto’nun üç oğlu olup büyüğü yeni şeyler yaratırken, ortancası var olanları onarır, küçük olan ise var olanı yok etmektedir.

Mulo Balkan Çingenelerinin inanışında ölü doğan bebeklerden türeyen vampir benzeri bir yaratık olup, 30 yaşına kadar büyüyüp daha sonra Ölüler Ülkesine geri dönmektedir. Dağlarda yaşayıp çaldıkları hazinelere bekçilik eden Muloların her iki elinin orta parmakları eksik ve vücutları kemiksizdir. Ocakbaşı sohbetlerinde anlatılan hikâyelerin başkahramanı olan Mulolar Batı ve Orta Avrupa Çingenelerinde bütün hortlak çeşitlerini tanımlamak için kullanılmakta ve Çingene dilinde artık kullanılmayan mar ‘ölmek’ fiilinden türediği sanılmaktadır.

Müjde Tıpkı Yahudiler gibi Çingeneler de kendilerini seçilmiş bir halk olarak görmekte, bir gün dünyaya özgürlük ve kardeşlik üzerine kurulu bir Altın Çağ getireceklerine inanmaktadırlar. Firavun efsanesinde işledikleri suçtan dolayı lanetlenip yurtlarını terk etmelerinin üzerinden 2000 sene geçince tekrar ülkelerine döneceklerine inanmaktadırlar.

Nivaşi Şişman gövdeli, kızıl saçlı ve sakallı, at toynaklı su cinlerinin adı olup, insaları köprülerden aşağı çekerek boğar ve ruhlarını çömleklerin içine hapsederler, uyuyan kadınlarla cinsel ilişkiye girerek onların büyücü olmalarına sebep olurlardı. Dişi Nivaşiler ise uzun saçlı gür saçlı güzel kadınlar olup, çıplak dolaşıp kırmızı ayakkabılar giyerlerdi. Göllerin dibindeki saraylarda yaşayan Nivaşilerin kadınlar kocalarıyla birlikte ölmek zorundadırlar. Erkek Nivaşiler yaşlandıklarında arkadaşları tarafından yenilir.

Becerikli bir insan tatula adlı bitkinin tohumuyla dişi Nivaşeleri büyüleyip ayağındaki ayakkabıları çıkartmayı başarırsa kendine eş olarak alabilir. Bkz. Succubus

Ölüler Diyarı, Ölüler Dünyası, Ölüler Ülkesi, Yeraltı dünyası Orta Avrupa Çingenelerinin inanışında, ‘Rüzgâr Dağları ‘adı verilen bir mevkide bulunmakta ve dokuz beyaz köpek tarafından korunmaktadır. Çingene halkının inanışında beden çürümeden önce ruh yolculuğuna başlamamaktadır.

Peşoşeskro Çingene dilinde ‘tatula, şeytan elması, boru çiçeği (Latince: Datura stramonium) adlı zehirli bitkinin adı olup, bu bitkiden insanı sarhoş eden, keyif verici bir madde edilmekte aynı zamanda kehanet ve cinlerin kovulması gibi işlemlerde de kullanılmaktaydı. Çingenelerin kökeniyle ilgili bir efsanede bu bitkinin önemli bir rolü bulunmaktaydı. Bilge ve iyiliksever bir adam kendisine hiç karşı gelmeyecek bir kadınla evlenir ve kadına evlenirken eğer kendine karşı gelirse onu lanetlemek zorunda olacağını da bildirir. Yıllar sonra pek çok çocukları olduktan sonra kadın kocasına karşı gelince adam onu ‘tüm insan ve hayvanların sakındığı bir bitki olması, meyvelerinin içinde, dünyaya getirdiği çocukların sayısı kadar çekirdek olması; çocuklarının tüm dünyayı dolaşması’ şartıyla lanetler ve sözde Çingenelerin anası olan bu kadın tatulaya dönüşür.

Phuvuş Yeraltındaki şehir ve köylerde yaşayan vücutları sık tüylerle kaplı ufak tefek, çirkin yaratıkların adıdır. Genelde insanlara karşı iyi davranmalarına karşın kadınları kaçırmaktan da geri durmamaktadırlar. Yaşam güçlerinin kara bir tavuğun yumurtası içinde gizli olduğuna ve bu yumurtanın suya atılması veya kırılması durumunda phuvuşların öleceğine inanılmaktadır. Phuvuşlar tıpkı Nivaşiler gibi kadın büyücülere sihir ve şifa yöntemlerini öğretirler. Yeryüzüne çıktıklarında eğer başlarındaki üç sırma teli şapkayla örtmezlerse insanlara görünmezler. Yeraltındaki şehirlerinin yeryüzüne çıkış noktaları büyük kayalar ve ısırgan otlarıyla kaplıdır. Yüzeye çıktıklarında bu girişi açmak için kırmızı ve şehirlerinin yolunu bulmak için beyaz renkli birer yumurta taşırlar.

Ruh Göçü Sırbistan ve Türkiye Çingenelerinin inanışında Butyakengo adı verilen koruyucu ata ruhlarının babadan en büyük oğla, anneden en büyük kıza geçmesi sürecinin adıdır.

Rüzgâr Kralı Yer ve Gök’ün beş oğlundan en güçlü olanının adı olup, tüm yüksek dağların sahibidir. Günahkâr insanların Ölüler ülkesine gitmeden önce kara kedi formunda cezalarını çektikleri Kedi Dağı da onun yönetimindedir. Bulan insana şans getiren Yıldırım taşlarının oluşmasını sağlamakta, çocuklarıyla birlikte Ateş Kralı’nın çocukları olan yıldırımları önlerine katıp kovalamaktadır.

Save Sumbeskro Kaşt ‘Tüm Tohumların Ağacı’ Yeryüzünde bulunan tüm ağaçların kaynağı olduğuna ve sadece seyretmenin bile insanı gençleştirdiğine inanılan efsanevi ağacın adıdır. Ağacın köklerinin dev bir yılanın ağzında durduğuna dallarının ise gökyüzünün enginlerine dek ulaştığına tepesinde şimşekler çaktığına inanılmaktadır. Bir ‘Dünya Ağacı’ varyantı olmalıdır. Transilvanya Çingeneleri arasında anlatılan bir efsaneye göre kabilenin biri geleneksel olarak her yıl besleyip nehre atarak kurban edilen öküzü kendileri yemiş ve bu vefasızlıklarının sonucunda büyük bir kıtlık baş göstermiştir. Kabilenin yaşlılarından birisinin yol göstermesinin ardından bir kahraman nehrin dibinde bulunan bir kapıdan geçerek Tüm Tohumların Ağacı’na ulaşır ve ondan bir miktar tohum alarak köyüne götürerek kıtlığın yıkıcı etkisini halkından uzaklaştırır. Bir başka geleneğe göre ise çam ve söğüt ağaçları yan yana toprağa dikilip kırmızı bir iple birbirlerine bağlanılırsa yılbaşı gecesi Tüm Tohumların ağacını görmek mümkün olacaktır.

Sis Kralı Yer ve Gök’ün beş çocuğundan birisi olup, dağ perilerinin (keşali) babasıdır. Dağların tepesinde bulunan evinin bahçesinde üstünde üç altın elma bulunan ve Köpek İnsanlarca nöbetleşe korunan bir ağaç bulunmaktadır. Bu elmalardan ilkini koparan insan zengin, ikincisi koparan mutlu, üçüncüsünü koparan ise sağlıklı olur ve kopan elmanın yerini hemen yenisi alır.

Suyolak Gövdesi sık kıllarla kaplı, şifacılık ve büyücülük yeteneği olan bir devin adıdır. İlk cinsel ilişkisi sırasında zayıf düşmesini fırsat bilen şeytanlar tarafından bir kayaya bağlanmıştır.

Şans Dağı Sırbistan ve Türkiye Çingenelerinin inanışında, beklenmedik bir kısmet karşısında bu dağa gidilerek butyakengo adı verilen koruyucu ata ruhları adına kurban kesilirdi.

Şans Elbisesi Keşali adı verilen orman perileri kendi saçlarından dokudukları insanların gözüne görünmeyen bir elbiseyi küçük bir çocuğa giydirerek çocuğun hayatı boyunca kısmetli olmasını sağlarlar.

Şerkano Kalderaş halkının inanışında Tanrı insanın gücünü sınamak için evrenin yaradılışı sırasında yarattığı yılanın adı olup, adına her ilkbahar mevsiminde Yılan günü adlı festival düzenlenmektedir.

Truşul Çingene dilinde ‘istavroz’ anlamına gelen kelime doğrudan Hint mirası olup tanrı Shiva’nın üç çatallı asası Triśulā’dan türetilmiştir. Çingene folklorunda Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinde kullanılan çivileri hazırlama görevinin bir Çingene’ye verildiği onun dördüncü çiviyi sakladığı ya da çaldığı böylece iki yaka için tek bir çivi kullanıldığı yaygın bir temadır.

Urmen, Ursitory Macaristan, Transilvanya, Sırbistan, Polonya ve Rusya Çingenelerinin mitolojisinde olağanüstü güzelliğe sahip kadın görünümünde olan, insanoğlunun kaderini belirlemekle yükümlü dişi cinlerdir. Bir Urmen bir erkekle ilişkiye girmesinin ardından ikisi iyi biri kötü huylu üç Urmen birden doğurur. Annelerinin sütünü bir kez içen Urmenler, hemen yürümeye başlayıp, annelerini terk eder ve ağaç kovuklarında yaşamaya başlarlar. Yetişkin olduklarında kraliçeleri Matuya’nın sarayına taşınmalarına ve 7 sevgili edinmelerine izin verilir. Sekizinci bir sevgili edinmeye kalkarlarsa Çarana adlı dev kuşlar tarafından parçalanarak öldürülerek cezalandırılırlar. Urmenlerin yaşam gücü başlarının arkasındaki üç tel sırma saçta saklıdır.

Yıldırım Taşı, Dil Taşı Bir Şanş Dağı’nın üzerinde bulunduğu takdirde felaket ve hastalıkları önlediğine inanılan, kabile içinde miras yoluyla kuşaktan kuşağa geçen efsanevi taşın adıdır. Kabilenin falcıları tarafından her şeyi gördüğüne inanılan ‘Güneş Kral’la iletişim yani kehanet amaçlı da kullanılabilir.

Kaynak: Özhan Öztürk

Bir yorum yaz